Bankacılardan Moody`s sitemi

Bankaların üst düzey yöneticileri, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody`s`in Türkiye`ye ekonomik değil, siyasi gerekçelerle yaklaştığını ve not indirimi ile adil olmayan karar verdiğini düşündüklerini bildirdi.

Bankacılardan Moody`s sitemi

Bankaların üst düzey yöneticileri, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's'in Türkiye'ye ekonomik değil, siyasi gerekçelerle yaklaştığını ve not indirimi ile adil olmayan karar verdiğini düşündüklerini bildirdi.

AA muhabirine Moody's'in kararını değerlendiren DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, Moody's'in Türkiye'nin not görünümünü daha önce durağandan negatif izlemeye aldığını anımsatarak, normal prosedüre göre 2 yıla kadar izleyip karar verildiğini, Moody's'in Türkiye'yi 30 ay izlediğini söyledi.

Ateş, "Çok sürpriz... Tamamen ortada bir şey yokmuş gibi bir durum yanlış olur. Bu 30 ayda Türkiye'nin başına gelmedik kalmadı. Suriye, Rusya krizi, 15 Temmuz darbe kalkışması gibi... Bunların hepsi başarıyla atlatıldı. Hatta Moody's bütün bunları not indirimi kararından 2 gün önce kendisi açıklamıştı." diye konuştu.

Bu kadar zorluğa karşın Türkiye'nin mali disiplindeki pozisyonunu, bankaların sağlamlığını, büyüme figürlerini, kamu borcundaki düşme trendini, cari açıktaki iyileşmesini başarıyla koruduğunu vurgulayan Ateş, kredi notu itibarıyla Türkiye'nin üzerinde yer alan Güney Afrika'nın büyüme, kamu borçlanması ve cari açık rakamlarının daha kötü olmasına karşın notunun iki basamak yukarıda bulunduğunu bildirdi.

Makroekonomik veriler itibarıyla Türkiye ile eşit durumda olan ülkeler karşılaştırıldığında Türkiye'nin o grupta olmaması gerektiğini, Türkiye'nin yatırım derecesinde iken bile makroekonomik verilerinin bir basamak üstte olan ülkelerin verilerine göre daha iyi durumda bulunduğunu belirten Ateş, "Moody's'in kararının çok adilane ve yerinde olduğunu düşünmüyorum. Türkiye daha ne yapsın? Ağzıyla kuş mu tutsun?" şeklinde konuştu.

Ateş, Hazine Müsteşarlığının Moody's kararının ardından gerçekleştirdiği borçlanma ihalelerine ilişkin de şu değerlendirmeleri yaptı:

"Hazine, iyi bir borçlanma gerçekleştirdi. Not indirimi hak ettiğimiz bir durum olmadığı için yabancı ve yerli yatırımcı bunu bir fırsat olarak değerlendirdi ve tahvil satın aldı. Bu arada pazartesi günkü gerçekleştirilen tahvil ihalelerinin yüzde 14'ünü bankamız aldı. Türkiye çok büyük ülke ve ekonomi. Türkiye'nin atlattığı badirelerin 1-2'si bırak gelişmekte olan ülkeleri, gelişmekte olan ülkelerin başına gelseydi darmadağın olurdu. Türkiye her türlü olumsuz koşula rağmen dimdik ayaktadır. Reyting önemli ama 15 Temmuz kalkışmasını atlatmış bir ülke bunu mu atlatamayacak?"

'FİNANS PİYASALARINI ETKİLEME GÜCÜ OLAN KURULUŞLAR, İTİBARLARINI RİSKE ATMAMALI'

Halkbank Genel Müdürü Ali Fuat Taşkesenlioğlu da Moody's'in 21 Eylül Çarşamba günü "Türkiye ekonomisindeki başarısız darbe girişiminden kaynaklı şokun büyük ölçüde ortadan kalktığını” ifade ettiğini anımsatarak, "Aynı kuruluşun, cuma günü aynı ülkenin notunu bu kez 'dış finansman ihtiyaçlarına ilişkin risklerdeki artış' gerekçesine dayandırması bizim nazarımızda ciddi bir inandırıcılık problemi yaratıyor." dedi.

Sadece iki gün arayla aynı kuruluş tarafından yapılan bu iki farklı açıklamanın kararların ekonomik değil, siyasi olduğunu gösterdiğini kaydeden Taşkesenlioğlu, Türkiye ekonomisinin istikrarlı yapısını hedef alan tüm iç ve dış gelişmelere karşın dünya ekonomisinin yavaşladığı bir ortamda, yılın ilk yarısında yüzde 3,9 büyümeyi başarmışken bu kararı objektif bulmanın mümkün olmadığını vurguladı.

Taşkesenlioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye ekonomisi, 27 çeyrektir kesintisiz olarak büyüyor ve dış finansman yükümlülüklerine yönelik risklerin artması ile büyümenin zayıflaması gibi gerekçelerin bu gözle yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Geride bıraktığımız dönemde hem cari açığımız düşürülmüş hem de birçok ülkede bütçe açığı olurken, bütçe fazlası verilmiş olmasına rağmen Moodys'ten böyle bir değerlendirme gelmişse bu kuruluşların güvenilirliği elbette sorgulamaya açılır.

Finans piyasalarını etkileme gücü olan kuruluşların, kendi itibarlarını da riske atacak kararlar vermekten imtina etmeleri gerekiyor. Rusya krizi başladığında yapılmayan not indirimi, bu ülkeyle ilişkilerin düzeldiği bir dönemde yapılıyorsa verdikleri kararda bir hata olduğunu anlamaları gerekirdi. Üstelik bu değerlendirmeleri yaparken, muhatap ülkedeki ekonomik konjonktürü olumsuz etkilememeleri gerektiğini hesaba katmazlarsa bu güvenilirlik daha da azalır."

'DERECELENDİRME KURULUŞLARININ ALDIĞI KARARLAR YETERİNCE DENETLENMİYOR'

Ali Fuat Taşkesenlioğlu, borçlanma maliyetlerinde kısıtlı da olsa bir artış olacağını, ancak bu sürecin daha yüksek getiri arayan yatırımcılar için Türkiye'yi daha cazip bir ülke kılacağını, bu noktada süreci fırsata dönüştürecek hamleler yapmak gerektiğini, yabancı yatırımcıların bu yıl tahvil-bono piyasasında 5,8 milyar dolarlık net alım yaparak Türkiye ekonomisine güvendiklerini gösterdiğini kaydetti.

Taşkesenlioğlu, "Ekonomi yönetiminin alacağı yeni tedbirlerin ve hayata geçmesine hepimizin destek vereceği reformların da etkisiyle süreci hasarsız yöneteceğimize inanıyorum. Bu dönemde hükümetin yatırım ortamının iyileştirilmesi ve bireysel tasarruf artışı gibi konular başta olmak üzere yapacağı tüm çalışmaların da ekonomimize olumlu etkileri olacak." şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD temasları kapsamında dünyanın önde gelen şirketlerinin yöneticilerinin kendilerine Türkiye ekonomisine güvendiklerini belirttiğini ifade eden Taşkesenlioğlu, "Küresel şirketlerin yöneticileri bu değerlendirmeleri yapabiliyorsa derecelendirme kuruluşlarının aldığı kararların yeterince denetlenmediği sonucu ortaya çıkıyor." dedi.

Taşkesenlioğlu, Türkiye gibi hızlı büyüyen ülkelerin, bu kuruluşların negatif yönlü değerlendirmelerine verebileceği en iyi cevabın, mali disiplini koruyarak yapısal reformları hızlandırmak olacağını vurguladı.

'BORÇLANMA MALİYETLERİNDE 25-50 BAZ PUAN ARASINDA BİR ARTIŞ OLABİLİR'

Türk Ekonomi Bankası (TEB) Genel Müdürü Ümit Leblebici ise Moody’s'in kararının objektif olmadığını, not indirimi için makroekonomik olarak öne sürülen gerekçelerin temelinde sorun bulunduğunu ifade etti.

Türkiye’de güçlü bir siyasi istikrar ve irade olduğunu belirten Leblebici, "Halk demokrasiden yana tavır takınmış ve ülkenin büyüme dinamiklerinde geçici yavaşlamalar olsa bile büyümesini devam ettiren ve büyümenin sürmesi için canla başla çalışan ilgili kurumların, hem bankacılık sektörü ile hem de reel kesim ile çok kuvvetli bir iş birliği var." dedi. Leblebici, bu iş birliği sonucu reform paketleri hazırlandığını ve bu paketlerin hayata geçirildiğini söyledi.

Borçlanma maliyetlerinde 25-50 baz puan arasında bir artış olabileceğini, ancak sektörün bunu yönetebileceğini ifade eden Leblebici, şunları kaydetti:

"Daha evvel de bunu ifade etmeye çalışmıştım. 'Not düşse de bize maliyeti sınırlı olacaktır' demiştim. Çünkü ülkemizin temel göstergeleri kuvvetli, piyasalar nota bakmaz, ülkenin temel göstergelerine bakar. Yatırımcı gözüyle baktığımızda ise en iyi denetlemeyi zaten yatırımcı yapıyor. Yatırımcı, bu reyting düşüşüne göre karar vermeyecek. Türkiye'nin temel göstergeleri ile karar vereceği için verilen düşüş kararının bizi diğer piyasalardan çok da ayrıştırmadığını yakın zamanda göreceğiz. Önemli olan bizim kendi disiplinimizden kopmamamız, kendimize olan güvenimizin devam etmesi. En büyük çıpa kendimize olan güvenimizdir."