Obama`dan Putin`e Noel hediyesi!

Petrol fiyatları 35 dolara kadar geriledi. Obama`nın Rusya’nın petro-dolar kartını Kırım’ın ilhakından sonra adeta bir petro-bumeranga dönüştürdüğünü aktaran finansal güvenlik stratejisti Selva Tor “2016 Rusya için iflas yılı olabilir” dedi.

Obama`dan Putin`e Noel hediyesi!

"Rusya kısa vadeli ve spekülatif hareketlerle petrol fiyatlarını artıracağını düşünürken, ABD 4 seneye yayılan uzun soluklu enerji stratejisi ile Rusya’yı ve İran’ı köşeye sıkıştırdı."

2016 RUSYA İÇİN İFLAS YILI OLABİLİR Mİ?

Finansal güvenlik stratejisti Selvar Tor Al Jazeera'deki analizinde "2016 Rusya iflas yılı olabilir" görüşünde. Tor şöyle yazdı: Peki, petrol fiyatları daha ne kadar düşecek? Rusya gibi önemli küresel aktörler için bu, tam anlamıyla bir ulusal güvenlik konusu. Rusya’nın diğer petrol ihracatçısı ülkelere göre direnç eşiği çok düşük. Zira Rusya petrol çıkarma maliyetleri açısından dünyadaki emsallerine göre çok daha zor durumda. Eskimiş Sovyet teknolojisi ve petrol endüstrisinin ihtiyaç duyduğu mallar üzerindeki yaptırım kararları, Rusya’yı her bir varil için 18-20 dolarlık bir maliyete mecbur bırakıyor. Suudi Arabistan’da ise yüzeye yakın rezervlerin avantajıyla petrol çıkarma maliyetleri 6 dolar civarında. Bu ise Rus ekonomisi üzerindeki baskıyı daha da derinleştiriyor.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan iki önemli gelişme bu baskının şiddetinin 2016’da daha da artacağını düşündürüyor. Birinci gelişme İran’ın 2016’nın başında dünya piyasalarına sunacağı petrol arzına günlük 500 bin varil daha ekleyeceğini ilan etmesi oldu. Diğer gelişme ise Amerikan Kongresinin 40 yıl sonra ABD’nin petrol ihracat yasağını kaldıran düzenlemeleri onaylamasıydı. Rus ekonomisi için zaten Temmuz 2014’ten bu yana çalan tehlike çanları, bu gelişmelerin da etkisiyle 2016’nın Rus ekonomisi için bir iflas yılı olacağı anlamına gelebilir. Zira petrol fiyatlarının 25 dolara gerilemesi ünlü Rus ekonomisti Vladislav Zhukovsky’e göre dolar/ruble paritesinin 125’e çakılmasına ve tüketici fiyat artışının yüzde 30’lara yükselmesine yol açabilir. Bu ise Kremlin’in büyük bir ekonomik ve sosyal kriz ile mücadele etmesi anlamına gelecektir.

Ancak içinde bulunduğumuz yüksek jeopolitik riskler, piyasa verilerini takip ederken bazı soruların sorulmasını da gerekli kılıyor. Mesela 4 Aralık’tan bu yana petrol fiyatlarında ikinci şok dalgasına neden olan gelişmeler sadece ekonomik parametrelerden ibaret olabilir mi? Üç aylık ortalama petrol fiyatlarındaki radikal düşüşü haklı çıkartacak ölçüde bir mali deprem yaşanıyor mu? Uluslararası ödemeler sisteminde, bankacılık sektöründe, yavaşlasa da yüzde 6,5 ile büyümeye devam eden Çin ekonomisinde küresel enerji fiyatlarını tepetaklak edecek boyutta bir kötüye gidiş var mı?

İçinde “Güvenlik” veya “Devlet Güvenliği” geçen her türlü analiz bu soruların cevaplanmasını gerekli kılar.

Rusya’nın fosil yakıtlara aşırı bağımlı ekonomik yapısının zaman zaman saldırgan politikalara eşlik edebildiğini biliyoruz. Rusya sert gücünün ona verdiği hareket kabiliyetini kullanarak petrol fiyatlarını daha önce speküle etmek istedi ve bunda da başarılı oldu.

Peterson Institute for International Economics’in 2014’te yaptığı Cullen Hendrix imzalı çalışma da bu tezi doğrulayan kanıtlar sunuyor. Çalışmada, 1947-2001 yılları arasında 153 ülkede petrol fiyatları ile devletlerarası çatışma davranışlarının arasındaki ilişki incelendiğinde, yüksek petrol fiyatlarının net petrol ihracatçısı ülkelerin liderlerini daha saldırgan dış politika izlemeye teşvik ettiği tespit ediliyor. Petrol fiyatlarının çatışma sürecinde etkin bir parametre olarak dikkatle izlenmesi gerektiği de belirtiliyor.

ABD'NİN KIRIM SONRASI DEĞİŞEN POLİTİKASI

Ne var ki, Rusya’nın cüretkârca kullandığı petro-dolar kartını ABD, Kırım’ın ilhakından sonra adeta bir petro-bumeranga dönüştürdü.

ABD ve Suudi Arabistan’ın uyguladığı ters yönlü petro-dolar savaşında amaç, Rusya ve İran’ı düşük petrol fiyatları ile etkisiz hale getirerek, Suriye, Ukrayna ve Kırım meselesinde ellerini zayıflatmak. Zira ABD Başkanı Obama, ABD’nin taraf olduğu küresel sorunlarda Cumhuriyetçi geleneğin tersine, olabildiğince Amerikan askerlerinin hayatını riske atmadan yüksek askeri teknolojiden, istihbarattan ve çokça finansal ve ekonomik zorlayıcı güç enstrümanlarından yararlanmayı tercih ediyor. Rusya ve İran’ın ABD politika ve çıkarları ile ters düşmeyecek kıvama getirilmesinde ise petro-dolar kartını kullanıyor.

Rusya kısa vadeli ve spekülatif hareketlerle petrol fiyatlarını artıracağını düşünürken, ABD 4 seneye yayılan uzun soluklu enerji stratejisi ile Rusya’yı ve İran’ı köşeye sıkıştırdı.

ABD NASIL HAMLE YAPT?

Sadece 4 sene önce, dünya petrol üretiminde 3. sırada olan ABD, petrol arzına müdahil olabilmek için önce kendisini ithal enerjiden bağımsızlaştırması gerektiğini biliyordu. Uzun zamandır bilinen kaya gazı teknolojilerinin geliştirilmesine büyük fonlar ayrıldı. Kısa sürede Amerikan enerji tüketimindeki dışa bağımlılık azaltıldı. ABD 5 yıl gibi kısa bir zamanda dünyanın en büyük petrol üreticisi konumuna yükseldi.

Rusya’nın ABD’nin ileri petrol çıkarma teknolojilerinin de yardımıyla büyük bir hızda artırdığı üretim kapasitesinin piyasalarda yarattığı radikal dönüşüme direnebilmesi zor görünüyor. Hem ABD’nin hem de ABD’nin stratejik ortaklarının petrol fiyatlarını Rusya’nın bütçe dengesi, uluslararası ödemeler sistemine olan yükümlülüğü ve elbette büyük ve askeri harcamalarını fonlayabilecek seviyenin altına çekmesi, basit bir tesadüf değilse, Ukrayna krizinin ortaya çıkması sonrası petrolün sistematik bir ekonomik ve finansal zorlayıcı güç aracı olarak kullanıldığı söylenebilir.

Bir süredir agresif bir dış politika izleyen Rusya’nın petrol fiyatları ile olan ilişkisi bu nedenle önemlidir. Putin’in saldırgan bir dış politik davranış benimsemesinin tek nedeni elbette bu değil. Ancak Rusya’nın yakın çevresi dışındaki coğrafyalarda nüfuz alanı oluşturma veya başka devletlerin tasarruflarına etki etmek arzusunun tek kısıtı, ekonomik kabiliyetidir. Hatırlayalım Rusya en son böyle bir maceraya Afganistan’da atıldığında, Sovyet Rejiminin çöküşüne zemin hazırlanmıştı.

Tarih bu türden hezimet örnekleriyle doludur. I. Dünya Savaşı Almanya’sı bugünün Putin politikalarının akıbeti hakkında bize ipuçları verir. Bismark döneminden kalma federatif maliye yapısının yarattığı zafiyetlerden dolayı, büyük sanayi ve askeri yatırımlarını borçlanarak gerçekleştiren Almanya’nın, savaşın daha ilk yılında Paris, Londra ve New York borsalarına erişimi engellendi. Bir süre iç kaynaklardan borçlanarak askeri harcamalarını finanse etse de, bir süre sonra ne kendisinin ne de Osmanlı Devleti gibi ittifak ülkelerinin büyük askeri harcamaları finanse edemedi. Bu yüzden de I. Dünya Savaşı’nın galibi cephelerde değil, tahvil piyasalarında belirlendi.