Altın fiyatlarındaki ani düşüş ETF yatırımcılarını korkutmadı
Ocak ayının son işlem gününde görülen belirgin satış baskısına rağmen, 2026’nın ilk ayı altın destekli borsa yatırım fonlarında (ETF) güçlü yatırım talebiyle başladı. Dünya Altın Konseyi’nin (WGC) aylık ETF verilerine göre, altına olan ilgi ay boyunca yüksek seyretti
WGC, küresel altın ETF’lerinin geçen ay yaklaşık 19 milyar dolar değerinde 120 tonluk net giriş gördüğünü açıkladı. Bu rakam, şimdiye kadarki en güçlü aylık giriş olarak kayıtlara geçti. Raporda, toplam altın varlıklarının 2020’de kırılan önceki rekoru aşarak 4.145 tona ulaştığı ve yeni bir tüm zamanların en yüksek seviyesinin görüldüğü belirtildi. Aynı dönemde altın fiyatlarındaki yüzde 14’lük artış, elde tutulan metalin toplam değerini de 669 milyar dolarla rekor seviyeye taşıdı.
Analistler, altının son on yılların en sert düşüşlerinden birini yaşadığı dönemde ve pazartesi günü devam eden satışlara rağmen yatırımcıların altın destekli ETF almaya devam ettiğine dikkat çekti.
Geçen ay küresel piyasada Asya kaynaklı talep belirleyici oldu. Bölgedeki ETF’ler yaklaşık 10 milyar dolar değerinde 62 tonluk net giriş kaydetti. Rapora göre bu, üst üste beşinci aylık giriş olurken, Asya için şimdiye kadarki en güçlü ay olarak öne çıktı.
Kitco'nun bildirdiğine göre analistler, “Bölge, küresel net girişlerin yüzde 51’ini oluşturdu. Bu oran, Asya’daki toplam altın ETF varlıklarının Kuzey Amerika’nın yalnızca yaklaşık beşte biri büyüklüğünde olduğu dikkate alındığında özellikle dikkat çekici” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:
“Çin bir kez daha bölgedeki girişlere liderlik etti ve 6 milyar dolarlık girişle küresel ölçekte ABD’nin ardından ikinci sırada yer aldı. Güçlü altın fiyatları, süregelen jeopolitik belirsizlikler ve kuvvetli kurumsal talep, ülkenin altın ETF’lerine yönelik iştahını destekledi”
Kuzey Amerika’da işlem gören ETF’lerde de güçlü bir tablo görüldü. Yatırımcılar geçen ay yaklaşık 7 milyar dolar değerinde 43,4 ton altın alımı yaptı.
Analistler, “Altın, ay sonuna doğru Kevin Warsh’un Fed Başkanlığı’na aday gösterilmesinin ardından sert bir geri çekilme yaşadı. Ocak boyunca fiyatlar aşırı gerilmişti ve bir düzeltme giderek daha olası hale gelmişti. Buna rağmen, yaşanan geri çekilme ve artan oynaklığa karşın, ayın son işlem gününde bölgede net pozitif girişler kaydedildi” değerlendirmesinde bulundu.
Altın'a İran ve Grönland dopingi
Analistler ayrıca şu bilgiyi paylaştı:
“Ay boyunca girişler hem fiyat rallisinden hem de ABD ile İran, Grönland ve Avrupa’nın bazı bölgelerini kapsayan artan jeopolitik gerilimlerden destek buldu ve bu durum altına olan yatırımcı ilgisinin korunmasına yardımcı oldu”
Avrupa talebi pozitif kalmakla birlikte Asya ve Kuzey Amerika’nın gerisinde seyretmeye devam etti. Avrupalı yatırımcılar yaklaşık 2 milyar dolar değerinde 13 tona yakın altın alımı gerçekleştirdi.
Analistler şunları söyledi:
“Bölge, AB’nin misilleme tarifelerine yönelik hazırlıkları ve ihracata dayalı ekonomiler üzerindeki baskıdan kaynaklanan genel piyasa oynaklığıyla karşı karşıya kaldı. Bu durum, altın gibi savunmacı varlıklara olan talebi destekledi. Bölgesel girişlere liderlik eden Birleşik Krallık’ta ise kalıcı yüksek enflasyon ve yeniden artan siyasi gerilimler, yatırımcıların hem iç hem de dış risklere karşı korunma aracı olarak altın ETF’lerine yönelmesini güçlendirdi”
Ons altın fiyatları ocak ayındaki 6.000 dolara yaklaşan zirvelerin oldukça altında seyretse de, WGC analistleri yatırım talebinin piyasada kritik bir unsur olmaya devam edeceğini öngörüyor. Aylık değerlendirmelerinde analistler, düşük faiz ortamı, kalıcı enflasyon ve yeniden hızlanan kamu harcamalarının, altını tahvillere kıyasla daha cazip bir güvenli liman haline getirdiğini vurguladı.
Altın için sırada ne var?
Analistler, “Altın fiyatlarındaki son yükseliş muhtemelen bir duraklamayı gerektiriyor; ancak 2026 boyunca yatırım talebinin devam etmesini bekliyoruz. Jeopolitik gelişmeler ana itici güç olmaya devam edecek. Makroekonomik koşullar da bu eğilimi destekleyebilir; özellikle ara seçimler öncesinde mali desteklerin enflasyon beklentilerini yeniden yukarı çekmesi ve hisse senedi–tahvil korelasyonunu artırması bu süreci güçlendirebilir” değerlendirmesinde bulundu.